“STOA FELSEFESİ” ile nasıl daha iyi bir sen ? / Saniye GÜLEL

Çağımızda hedonizmin(hazcılık) bu kadar yükselmesi insanların hayatlarında stres ve kaygıyı en önemli etken haline getirdi. Çoğumuz işleri yetiştirme telaşıyla,gelecek kaygısıyla, geçmişin atamadığımız yükleriyle baş etmeye çalışırken maalesef ruhumuzun zihnimizin sağlığını ihmal ediyoruz. İnsanlar kendilerini dinlemeye bile vakit ayıramazken olaylara yaklaşımlarında nasıl iyimser kalabileceklerini nasıl daha pozitif olabileceklerini bilmiyorlar. Şükretmeyi unutup odağımızı çoğu zaman olumsuz olana kanalize ettiğimizde korkuyla, umutsuzlukla dolan zihinlerimizi tazeliyecek, modern dünyada işe yarayacak stratejiler aramaya başlıyoruz.

En iyi şekilde nasıl yaşayabilirim? İyi bir yaşam ne ile sağlanır? gibi sorular zihnimizde yer etmeye ve sorgulamaya başladığımızda yardımınıza “stoacılık” yetişiyor. Bu felsefenin ortaya çıkış şeklide çok ilginç! Bundan yirmi dört yüzyıl önce Kıbrıslı bir tüccar ve tip doktoru Zenon bütün servetini, ilaç formüllerini bir gemi kazasında kaybeder. Sudan çıkmış balık misali Atina sokaklarında dolaşırken bir kitapçıda Ksenofos’un Sokrates hakkındaki  hatıralarını okur ve büyülenir. Daha sonra bir çok filozofun izinden giderek “stoa” felsefesini geliştirir ve okulunu kurar. Bu okulun Platon’un Akademisi veya Aristoteles’in Lisesi gibi belirli bir yerde değil ! halkın içinde “stoa” denilen sütunlu veranda şeklindeki alanlarda olması önemli bir farktır. Diğer okulların aksine stoacılar insanlara hayatlarını nasıl iyileştireceklerini anlatmak için insanların arasında olmak isterler.

    Stoa felsefesi kimleri etkilememişki ? Descartes, Spinoza, Nietzsche, Immanuel Kant gibi büyük felsefecileri, ekonominin babalarından Adam Smith , Nelson Mandela olmak üzere sayısız siyasi lider ve iş dünyasından insanlar stoa felsefesinden ilham almışlar. Stoacılık temelinde birkaç temel teknik barındırır.

  • Dünya hayatının karşımıza çok fazla beklenmedik şeyler çıkardığı
  • Hayatın kısalığı ve hayatlarımızın küçüklügü
  • Nasıl sarsılmaz ve güçlü olup kendimizi kontrol edebileceğimiz
  • Tatminsizliklerimizin kaynağının mantıktan çok değişken duygularımıza bağlı olması
  • Bir erdem/ideal için yaşamanın en büyük mutluluk olması..

            Stoacı düşünce dünya hakkında karmaşık teoriler üretmiyor ancak yıkıcı duygularımızın üstesinden gelmemizde bize yardım etmek için yapılabilecekleri söylüyor. Stoacılık,doğru yanıtı olmayan sonsuz sorgulamalar üzerine değil,hayatımızı iyileştirecek hareketler üzerine kurulmuş bir felsefe. Felsefe olduğu kadar işimizde daha iyi olmak,daha iyi bir arkadaş, daha iyi insan olmak için bir araç adeta. Stoa felsefesi bize dört temel erdemle kendimizi geliştirebileceğimizi söylüyor.

Bilgelik (sağ duyu); Dünyayı önyargısız,mantıklı ve sakin bir şekilde anlamak

Cesaret; Şikayet etmeden günlük zorluklarla yüzleşmek, mücadele etmek

Adalet; Başkalarına karşı adil davranmak

Ölçülülük(öz disiplin); Gönüllü olarak kendini kısıtlamak, iradeyi kullanarak bir şeyleri yapmaktan kaçınma

Stoacılara göre bu erdemleri geliştiren insanların kendilerinde ve başkalarında olumlu değişiklikler geliştirebilmesi mümkün; ancak bu şekilde etik bir hayat yaşamak “Eudaimonia” ya yani mutluluğa ulaşmak kolaylaşabilir.

Stoacılar şöyle bir metaforla çıkarlar yola: Felsefe verimli,düzenli bir bahçedir.Düzenli bahçede en dışta bir çıt vardır.Bu çit mantık bilimini temsil eder.Eğer bir çıt yoksa içeriye herşey “girebilir ve verimlilik olması için uygun bir bahçe ortamı olamaz.Yaşayan canlı bir bahçede toprak vardır. Bu toprak bakımlı ve havalandırılmış, gerekiyorsa beslenmiş yaşamsal bir topraktır. Bahçedeki toprak fiziktir.

Fizik aynı zamanda herşeyin içindeki fiziksel ve metafiziksel yasadır. Evrenin aklı, doğanın yasaları ve toprağın yasası mevcuttur.Bahçedeki düzenin ve yaşamsallığın sonucu olarak meyveler ve çiçekler ortaya çıkar ki bu “mutluluk ve iyiliktir”tir.Bu ahlak ile ilgilidir; iyi ve mutlu yaşam.Bu üç unsurdan biri olmazsa bahçe ve yaşam bütünlüğünü kaybeder.

Akılla yönetilen evrenin olaylarına rıza gösteren, doğayla uyum içerisinde yaşayan stoa bilgesi hiç bir şeye şaşırmamak sözünü kendi sözü yapmıştır. Sanırım bu felsefenin modern zamanlarda bu kadar popüler olmasının nedeni; bir köle olan Epiktetos, bir imparator olan Marcus Aurelius’un derdi neyse bu içinde bulunduğumuz çağın derdininde aynı olmasıdır “İNSAN OLMAK”

“Mutlu bir hayat için çok az şeye ihtiyaç var.Bu şeyler zaten içimizde vardır.”   Marcus Aurelius

  

Kaynak:

Vaktinden önce mutsuz olma-Umut Dinçşahin

The daily stoic:366- Ryan Holiday ve Stephen Hasselman

Modern yaşam için üç teknik- Nevertab akademi


Yorumlar

Yorum bırakın